Hayata dair bol zeytinyağlı laf salatası. (domatesler organik)
Pul

Aralık 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Ara
Ana Sayfa > Tuğba Maran > Sahibinden devren isyan
Sahibinden devren isyan

 

Arabesk in da place to be!

 

“Yoksulluğun devredilmesi” adından da anlaşılacağı üzere devralınmış bir yoksulluğun “biti kanlandıkça” yine başka birilerine devredilmesiyle sürüp giden bir olgudur. (-ki bu bile dönmeyen çarkların en altında kalan malum gruplar için işleyemez olmuş, bırakın yoksulluğun, açlığın azalmasını, devredilmesini bile “askıya alma” durumunda bırakmıştır. Saplanılan bataklıkta uzanan el olmadığı sürece de böyle sürüp gidecek daha doğrusu böyle tıkanıp kalacaktır muhtemelen.) Bu devridaim pek çok içeriğiyle beraber başka alanlardan da gözlemlenebilir. Son (esasen ilk) yazımda bahsettiğim “hükümsüz” kayıplar, o “kanlı güruh” bu bağlamda nerededir diye sorduğumuz zaman kapıyı bize yine onların kardeşleri, tanıkları, varisleri açacak, devraldıları isyanın yeni biçimlerini göstereceklerdir. Bu isyanın, yine underground kaynaklı bir müzikte (arabeskten oldukça farklı görünen oysaki paylaştıkları zemin açısından çok da farklı olmayan bir müzikte) kendisini gösterdiğini düşünüyorum.

 

Türkiye’nin modernleşme sürecinin ilk aşamalarında Batı kaynaklı olmadığı için yasaklanan arabeskin aksine bu sefer de fazlaca Batı kaynaklı görülen (ve bu sefer bizatihi genel izleyici kitlesi tarafından), bu nedenle de “Olmuyor bizim Türkçe ile bu Rap” serzenişlerine “Pop kimin? Rock kimin? Arabesk kimin? Cevap verin!” diye cevap verecektir nam ı diğer o Ceza. Öyle ya hangisi “bizim”? Ve cidden “hangi Batı?” demekten alamıyor insan kendini. Nasıl bir diyalog bu acaba?

 

-Sen git elin zencisinin isyanını al da gel. Alacağın olsun.

-Gel beraber olsuuun, gel beraber olsuuun. (Ay bu Müslüm Gürses miydi?)

 

Rap müziğinin Türk kara sınırlarına girişi “Almancı” denilen Cartel grubu ile gerçekleşti ve beslediği damar itibariyle de (“Sen Türksün, bunu anla, bunu unutmamalı”,“Kaç kere söyledik biz çocuk sana, bir türlü kulak asmadın lafımıza, hadi birak onları gel yanımıza” gibi şarkı sözleri ile) yüksek bir “satış” yakaladı. (Argo mu, ticari mi? Çok müstehzisiniz yani!) Türk Rap camiası, “kartelci” abilerinin grubunun adından mı “kıllandılar” bilmem bir “one hit wonder” ayarında albüm yüzünden tahtı kimseden devralmadıklarını uzun yıllardır çabaladıklarını defalarca söylediler. Cartel’in de göze çarpan sadece Alman ve Türk gençleri sorunuyla sınırlı kalmayan (ancak yine de en çok bu yönleriyle akılda kalan) mesaj kaygısı, başka şarkılarında da mutasyona uğrayarak varlığını sürdürdü. Mesela  “Evdeki Ses” şarkılarında görülen “ Melez bir manita yanıma yanaştı, sana mı gidelim yoksa bana, komşular görmesin söyle hemen anama, bir gecelik aşkta yirmi beş pozisyon, fan fini fin fon seksi don” dizeleri Rap müziğin “şanındandır” ve dizelere “sızan” başka topraklar da vardır. Hem onların da Türk olduğunu anladığımız meraklı komşular, hem de anne görmeyecek, hem de melez bi manita eve atılacak.

 

Biraz önce bahsettiğim bu taht devralma meselesi biraz daha üzerinde durulmaya değer gibi görünüyor. Peki ilk ne zaman bu müzikle tanıştılar? Kim tanıştırdı? Cartel 1995 civarı meşhur olmuşken 2000’li yıllarda, aşağı yukarı 5 yıl içinde böyle bir rap salgını (en azından müziği bizatihi Türk dinleyicisi tarafından icra edilebilecek şekilde etkin ve yaygın) olması pek mantıklı gelmiyor. Bu bağlamda ilkokuldan beri Rap dinlediğini söyleyen ve bu müziği dinlettiği arkadaşlarının “Eee ne zaman konuşmayı bırakıp şarkı söyleyecek bu adam?” sorularına maruz kalan Ceza ve onun durumundakiler bu müzikle nasıl tanıştılar? Almanya’da Cartel’i yaratan, burada Ceza ve Rap’çi koca bir kitleyi yaratan süreç birbirinden çok mu farklıdır dersiniz? İki grubun da devraldıkları miras, bir önceki jenerasyonları olan arabesk çocukları değil midir mesela? Almancıların Türkiye’ye yaptıkları ziyarette gittikleri yer, kendi tabirleriyle “asıl” ocakları nerelerdir? Beraberlerinde getirdikleri yeni şeylerden biri de yepyeni bir müzik türü olamaz mı? Bu sorular akademik dilde “ileri araştırmalara muhtaçtır” elbette ama Türkçe rap denildiğinde de aklıma gelen düşünceler silsilesi bu sorular ekseninde dönmüyor değil.

 

Günümüzün en popüler Rap’çileri olduğunu sandığım Ceza ve Sagopa Kajmer’in şarkı sözlerine, albüm isimlerine, eski gruplarına ve albüm şirketlerine baktığımız zaman hayli karamsar, öfke dolu ve hatta militarist kelimelerin havada uçuştuğunu görebiliriz; “Kuvvet Mira”, “Yeraltı Operasyonu”, “Nefret”, “Melankoli Recordz”, “Bir Pesimistin Gözyaşları” vb. Tüm bunlar taşınan öfkenin, isyanın bu müzik üzerinden nasıl bir halet-i ruhiyeyi yansıttığını, nereye yöneltildiğini göstermesi açısından ve arabeskle de paylaştığı ortak zemin açısından dikkate değer. “Kul” mefhumu ise sıkça kullanılıp sorunsallaştırılmamaya devam ediyor.

 

Dikkatimi çeken bir diğer nokta var ki, Rap müziğinin tabiatindan mıdır, yoksa pek çok müzik türü gibi belli bir hayat tarzına da işaret etmesinden midir bilmem yaptıkları müzik türü muazzam bir vurgu kazanıyor şarkı sözlerinde. “Neyim var ki Rap’ten gayrı?” diyorlar bir şarkılarında. Söyleyeni de dinleyeni de “Sensiz bir hiçim” noktasına getiren, her şeyin üzerinden anlatılacağı şey arabeskte aşkken burada bizatihi müziğin kendisi. Bu benzetme fazla mı zorlama oldu diye düşünmekten alamıyorum kendimi ancak aşkın bu kadar görmezden gelindiği (ki canına okunmasına elbette tercih ederim) başka bir müzik gelmiyor aklıma. Aşk doğrudan müziğin kendisi olup çıkıyor sanki. En kalıcı, en değerli ve gelip geçecek fani kişilere endekslenmemiş “nihai aşk”. Bahsettiğim “Neyim var ki” şarkısında da geçen şu sözler durumu daha iyi anlatacaktır: “Bir bahçemiz var; bir taraf çiçekli, bir tarafsa çöl. Bir tarafta gökkuşağı, öbür tarafsa çöl. Sınırda kalmışlardanız biz; hep sınıfta kalmışlardan. Çok uzaktayız; sıkıntı çekmişlere yakın bir yerde.”

 

Agresif, bundan sebep olsa gerek mebzul miktarda küfürlü, “nası kodu lafı”lı, ancak devralınan isyanın haklarını saklı tutan bu müzik, birbirleriyle sürekli kavga halinde olan (ki bu kavgalar da fazla “çakma” gelmiyor değil insana; şimdi bu birbirlerini öldüren ünlü Rap’çiler “Tupac ve (vs) Notorious B.I.G” geleneği midir yoksa “siz babadan böyle mi gördünüz”) rakip “müzikdaşlar”ın arasından sıyrılmayı başarıp, nihayet ekranlarda, radyolarda ve hatta reklamlarda kendisini geniş kitlelere duyurmayı başardı.

 

Burada elbette homojen bir rap müzikten bahsetmek yanlış olacaktır ancak ne tür müzik olursa olsun, ne kadar zorlarsa zorlasınlar bu sistem içinde ancak karlı bir biçimde satıldığı sürece isyana izin vardır. Arabeskin de  (ki isyanının yöneldiği noktasının hiç de politik sakıncaları olmamasına rağmen) Rap’in de, Rock’un da MTV’de görünmeye başlamasıyla “belee yımşak yımşak” bir türe dönüşmesi de “baskıcı tolerans” (repressive tolerance) denen mefhumun tam da burada en can alıcı örneğiyle teşrif buyurmasını sağlar. Keza Ceza’nın da Milliyet Gazetesi’nin sesi olması “izin verilen ölçüde”, “izin verilen şeylere” olan isyanından, kızgınlığındandır. Ancak her seye rağmen bunu pozitif yönde “gelişmekte” olan şeylere yoruyorum ben. En azından “arabeskçi” tek mutluluk kaynağı olan aşkı ile ”sevgili merkezliyken” (ya da itici gücü son kertede bu iken), oralarda bir yerlerde, kendisinden uzak bir cennet tahayyülüne (ki bu bir sevgili üzerinden edinilebilir bir şeymiş gibidir) sahipken, Rap’te sorunlarını içinde bulunduğu bağlam üzerinden daha rasyonel değerlendirebilen umut veren şeyler görebiliyorum. (gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?)

 

Gelen Yorumlar
Toplam 4 yorum, 1-4 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
neye isyan kime isyan
Hemen belirteyim bir türkçe rap uzmanı ya da sevdalısı değilim ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Cartel'le yapılan başlangıçtan itibaren Türkçe Rap'in "isyanı"nı hep sağcı bir dille yansıtması "neye isyan, kime isyan" diye düşündürüyor beni. Hadi Cartelinki(ki ilk çıktıklarında bir numaralı hayranlarıydım halen şarkılarını ezbere bilirim) biraz da gurbet isyanıydı, ağır doz milliyetçilik içerse de anlaşılabilirdi (onda biraz da amerikan tarzı siyahların hakim sisteme başkaldırışına benzer bir hava vardı) ama şu anki öne çıkan isimler Nefret'ten itibaren Ceza(mustafa yıldızdogan'dan çok da farklı soylemleri yok) ve Sagopa Kajmer(cemaatçi biliindiği üzere), kişisel gunluk hosnutsuzluklarını ve egolarını çarpıştırmak dışında herhangi bir toplumsal isyan yansıtmaktan uzaklar ve acıkcası bu baglamda arabeskten de cok farkları yok.

Benim merak ettiğim bir diğer nokta da rap gibi isyanın sesi olmaya çok yatkın bir müzik tarzının Turkiye'de neden sag veya apolitik söyleme takılıp kalması? Averaj, endüstriyelleşmiş, modern bir ülkede sol kadronun itici güçleri olmasını beklediğimiz aydın-işçi-öğrenci kitlelerinin tıpkı solculuk yapamadıkları gibi rap müzik de yapamadıkları aşikar ama acaba bu müziğin kendi doğasından mı kaynaklanıyor yoksa Türkçe rap'teki sağcı kökenlerin baskınlığı sebebiyle yeni sesler kendini duyurma fırsatı mı bulamıyor? Eğer Cartel çıkışını Maffay'la Cartel albümündeki gibi daha sol bir tandansla yapsaydı herşey farklı olur muydu? ya da tüm bu çıkarımlar aslında benim türkçe rap'e çok da hakim olmamamdan mı kaynaklanıyor? vs vs..

prekazi eklemiş. | 19 Temmuz 2008 Saat 02:01
batsın bu dünya
Arabeskte toplumsal isyan yok he?
ağlatıp da gülene yazıklar olsun...
elif inal eklemiş. | 20 Temmuz 2008 Saat 00:37
nereden sevdim o zalimi!
tabii ki yok, orhan gencebay'in 2-3 sarkisi disinda arabesk; kisisel isyan hatta egoizmin doruk noktasidir. Zaten ilk kusak arabeskcilerden(orhan-ferdi-muslum) sonrakilere en cok-hatta tek- etki yapan(gerek icerik gerek muzikal anlamda) ismin muslum gurses oldugunu dusunursek gencebay tarzi arabeskin de 70 ve 80'lerdeki album ve dandik sinema filmlerinde kaldigini soyleyebiliriz. "ne orhan ne ferdi kime bilmez derdimi sen soyle be muslum baba nereden sevdim o zalimi" deyisinde oldugu gibi arabesk dinleyicisi de arabesk muzik de her zaman toplumsal isyandan ziyade kisisel isyanin sozcusu olmustur ve bu isyan da yuzde 90 ask ilintilidir.

ha eger, "koyden kente goc sonrasinda yeni kentli ama aslinda varos halkin meskeninde yasadigi zorluklari dillendirdigi bir muziktir arabesk" diyorsaniz da bu "ben gariplerin sesi, tasrali birisiyim", "sirtimdan da vursalar-ben yalan soyleyemem" tarzi sarkilarla dile gelen isyan; orhan gencebay kokenli arabeske degil daha cok Kurt halkinin kendini buyuk sehirlere kabul ettirme cabasina dayanir. Burdaki soylemin oldukca yavan oldugu ve muzikalitenin yerlerde surundugu dogrudur ama zaten benim de turkce rap'e getirdigim elestiri, "isyanin" neden bu yone dahi kayamadigi noktasindadir.

not: soyle bir daha dusundum de arabesk tarihinde toplumsal icerigi on plan almis gibi gozuken tek album mahsun kirmizigul'un 90'lardaki populizmin zirvelerinde gezinen Insan Haklari single'iydi ve o albumden sadik arabesk dinleyicisine kalan sarki da "insan haklari" ya da "hepimiz kardesiz" degil 'Ellerin Kadinisin' isimli damar malzemesiydi.
prekazi eklemiş. | 20 Temmuz 2008 Saat 12:30
dönemeç
Ben arabesk ve rap'in herhangi yapıcı bir isyan söyleminden (kadere isyan dışındaki birşeyden bahsediyorum) sıyrılmasını, rap'in de kişisel tarihe isyandan öteye gidememesini biraz da Türkiye'nin tarihindeki dönemeçe bağlıyorum. Yani Amerika'da rap, 1980'lerde Nation of Islam'ın toplumsal tanınırlık ve saygıyı elde etmesiyle, aynı zamanda uyuşturucu bağımlılığı/satıcılığına ve underclass söylemine karşı bir isyanla toplumsal bir bilinç sağlamaya başlamışken ve Afro önekini diskoda popüler olan bir saç kesiminden öteye taşımakla uğraşırken, siyah sanatçıların hayran kitlesi kazanması ve mainstreamde yer edinmesiyle paralel olarak zenginleşmesi ve toplumsal konumunun getirdiği isyanı bir kenara koymasına yolaçan sosyoekonomik değişim ile yozlaşmıştı. Aynı dönemde Nation of Islam yolsuzluk,mafyatik ilişkiler ve Amerikalı siyahlar arasında yaygınlaştırdıkları Islam yorumunun gereklerini ürünleştirerek kazanılan sermaye ile yozlaşmada tavan yapmıştı. Rap'in Türkiye'de olgunlaşması benim çocukluğuma, liberal ekonominin de en pis dönemine denk geliyor. Yani asla Arabesk'in bir nüve olarak taşıdığı toplumsal eleştiri potansiyeline pek sahip olamadı, yukarıda bahsedildiği gibi mahalle/getto nostaljisi ve sıla hasreti arasında gidip gelen bir sahiplenmeden öteye gitmedi. Veya belki de bağımsız bir rap label'ı bir türlü kurulamadı. Belki de rap, o ilk nüveleri taşıyan arabeskle paralel gideceğine, çağdaşı olan "bitte aşkım" diye bağıran R&B kırması, acısız acılı bir arabeskle hemzemin oldu.

ps:şimdi baktım dönemeç ne kadar iddialı bir başlık olmuş.
zeynep serinkaya eklemiş. | 28 Temmuz 2008 Saat 19:43
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Onay Kodu

 
GünlükHayat.com
Hiçbir hakkı saklı değildir / Copyleft 2005-2008
[GünlükHayat'ta yayınlanmasını istediğiniz yazılarınız için: ghposta@gmail.com]