
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | |
| 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 |
| 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 |
| 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 |
| 28 | 29 | 30 | 31 |
Dr. 90210, Amerikan E! kanalında en çok izlenen şov.
|
Elif İnal
‘Doktorum beni baştan yarat’ temalı programları duymuşsunuzdur. ‘Bana nerenizi beğenmediğinizi söyleyin’ sorusu aslında ‘doğru’ olan sorudur ama bu programlarda bu sorunun sorulmasından ziyade, estetik cerrah eline kırmızı kalemi alıp kendi gözünün ‘kusurlu’ bulduğu yerleri çizer. Bir ‘ucube’den, kuğu güzelliğine bürünmüş bir kadın yaratan, inanç ve dayanıklılığı sınayan onca ameliyat sonunda kadın, kasılmış yüzüne zoraki bir gülümse kondurur. Kadının çocuklarına, tanınmayacak hale gelmiş annelerini gösterip, o yaştaki çocukların güzellik mefhumunun öyle olmadığı bariz de olsa, ‘Annemiz çok güzel oldu’ dedirtirler.
Amerikan yapımı bütün bu ‘reality show’lara kaybedenin ve kazananın özellikleri çerçevesinden bakarsanız televizyon dünyasının bir nevi doğal seleksiyonunu görebilirsiniz. Bir düzine kadının bir erkek için savaşıp sonunda ‘güçsüzler’in elendiği eş bulma yarışmaları bunun en güzel örneğidir ama biz asıl konumuz olan ‘güzellik’ ile ilgili olanı göz önünde bulunduralım.
Ameliyatla ‘güzelleşilen’ programlarda eskiden bir ‘ucube’, ekstrem olan kadın ‘hayatta kalabilmek’ için insan eliyle ‘güçlü’,‘normal’ kılınmıştır. Toplumda var olabilmek için gerekli olan ve programların bize alttan alta söylediği; fazla uçlarda olmayıp normalleşmektir. Adam Smith vakti zamanında (1759) ‘Canlıların her türünde güzel olarak addedilen, türün genel yapısının en güçlü özelliklerini taşıyan ve türdeş bireylerin çoğunluğuna en büyük benzerliği gösterendir’ demiş. Üzerinden yüzyıllar geçmiş ama geçerliliğinden pek bir şey yitirmemiş gibi görünüyor bu cümle. Dolayısıyla güzellik ve gücü bir arada düşünmek farz olmakta, ekstremliklerin çirkinlikle ve zayıflıkla bir arada düşünülmesi anlamlı hale gelmektedir. (Bundan sonra ‘bilgi güçtür’ün yanı sıra ‘güzellik güçtür’ demeye de başlasak mı ne?)
Estetik cerrahların bakışlarında ve söylemlerinde hep ‘bir kusuru düzeltmek’ olması aslında sadece onların ‘mesleki deformasyonundan’ değildir. Şu anda kusur olarak addedilenlerin ezeli ve ebedi kusurlar olduğunu düşünmemiz de sahip olduğumuz dilin, düşüncenin sınırlarını çizmesindendir. Yani elimizdeki malzeme neyse sonunda çıkacak olan düşünce de ancak o malzemeyle yapılabilecek karışımlardır. Şu anda farklı olanı dile getirirken elimizde ‘kusur’dan başka kelime yoktur, dolayısıyla onları düşünürken de ‘eksikliği’ tamamlamaktan başka bir düşünce üretemeyiz. ‘Ucube’, ‘hilkat garibesi’ olarak görülen insanlara bir zamanlar düzeltilme isteğiyle bakılmadığı, tam tersine hayranlık, şaşkınlık, büyülenme, ürperme uyandırdığını, yaraların, şekil bozukluklarının bedende doğal olarak algılandığını düşünmek, herhalde şu anda kendisinden başka düşünceye izin vermeyen ‘estetik algı’ya ihanet etmek olacaktır. (Bkz. ‘Bedenin Tarihi’ kitabı)
Eğer ‘Estetik ameliyatlara bu kadar yüklenmeyelim, insana kendini daha iyi hissettirir, hatta bazen olmak istediği insan yapıp hayatını kurtarır’ derseniz estetik ameliyat sınırları içine nelerin dâhil edilip edilmediğine bakmak gerekir. Mesela kendini ‘kadın hisseden’ bir transseksüelin ameliyatında herhangi bir sorun görülmezken, (görülmelidir demiyorum) kendini sakat hissedip kolunun veya bacağının kesilmesini talep eden biri hemen psikolojik tedaviye yönlendirilip ameliyatın gereksiz olduğuna kanaat getirilmektedir. ‘Sakat hisseden’in patolojik bir vaka olarak görülüp ameliyatının reddedilmesi, ameliyatın ‘güzelliğe’ katkı sağlamamasından mıdır?
Peki, kadın bedeninin ‘kusursuzluğu’nu sağlayan özellikler arasında mükemmel oranların yanı sıra her daim ‘hijyenik’ olma, pürüzsüzlük ve her türlü kuruluğun da sayılması, kadın güzelliğini erkeğinkinden ayıran özellikler midir? Erkeğin vücut kokusu, teri, ıslaklığı erkekliğin ‘şanındandır’ ve hatta bazen spordan sonra terlemiş (‘erkeklik’ kokusu salgılayan) erkek vücudu seksi bulunarak, erkekliği daha da bir pekiştiren unsur haline gelir.
6 Ağustos tarihli Uykusuz Dergisi’nde, Otisabi sayfasındaki ‘yatak sahnesi’ne erkeğin gözünden bakıyoruz ve erkeğin kadından iğrenişini okuyunca aynı şekilde suratımızı ekşitiyoruz. Erkeğin bakışıyla, kadın vücudunun temiz olmamasından, kılından iğreniyoruz. Otisabi karakteri, ‘Ne pis kız, hastalık kapmayalım şimdi bundan’ diyor sanki temizlikle hastalık birebir bağlantılıymış gibi. Eğer kadın ‘yatakta da hayatta da’ elenmek istemiyorsa, içerdiği bütün anlamlarıyla güzel olmalıdır, güçsüz ve hastalıklının aksine temiz, kuru ve kusursuz.
Charlotte Roche’nin Almanya’da satış rekorları kıran kitabı Feuchtgebiete’yi (Bataklık Bölgeler) henüz okuyamama rağmen ondan etkilenerek ‘Kadın yaşayabilmek için, sevişebilmek için, var olabilmek için hijyenik ve güzel olmak zorunda mıdır?’ diyorum.
‘Öyle çikin ki bin gönlüm olsa vermem’ derler bizim ailede. Haydi diyelim gönlümüzü vermek istemedik, bakmak, varlığına tahammül etmek de mi istemeyiz? Güzel olmayan bakılmaya değer değil midir?
Fotoğraf sergilerinde hep ‘güzel’ Kürt çocuklarının sergilenmesinin nedeni nedir, ya da ‘çirkin’ olan fotoğrafa alınacaksa bu ‘grotesk’ olmak zorunda mıdır?
Sempatiyle bakmamızı sağlayan güzellik midir?
